|
HUKUK
| |
TÜRK SİVİL HAVACILIK
KANUNU’NUNEKSİKLİKLERİ
Av.Şafak HERDEM – Av. Esin YÜCE
GBS Avukatlık Bürosu
14 Ekim 1983 tarihli 2920 sayılı Türk Sivil Havacılık Kanununun
( bundan böyle TSHK olarak anılacaktır) “Amaç” başlıklı birinci
maddesi ile düzenleme bulan “ devamlı ve hızlı bir gelişme
gösteren… sivil havacılık sahasındaki faaliyetlerin… ”
ifadesinin yabana atılması şeklinde tezahür edecek şekilde,
yirmi yılı aşkın süredir ender değişikliklerle çağdaş havacılık
kurallarını belirleyen THSK genel itibariyle toplam 150 maddeyi
ihtiva eden beş kısımdan oluşan bir kanun metnidir.
Sivil Havacılık sektörünün öncüsü Türk Hava Yolları’nın ( THY ),
Hava Yolları Devlet İşletmesi adı altında 1933 yılında kurduğu
ilk filo ile TSHK kapsamında düzenlenen birçok faaliyeti
göstermek üzere hazır edilmesine rağmen gerek dünyadaki sivil
havacılık gelişmeleri gerekse bu gelişmelere bağlı anlayışların
sistematik olarak yerleşememesi, o tarihlerin sosyal ve siyasal
koşulları da ele alındığında sivil havacılık sektörünün THSK
kapsamındaki yasal düzenlemelerden yoksun kalması doğal sonucunu
doğurmuştur.
|
|
TSHK sistematik düzenlemesine göre
“Amaç, Kapsam ve Tanım” ile başlayan kısım düzenlemeleri,
“Hava Seyrüseferinin Genel Hükümleri”, “Hava Yolu ile
Taşıma”, “Taşıma Sözleşmelerinden Doğan Sorumluluk” ve “Ceza
Hükümleri” şeklinde devam etmektedir.
Düzenlenen kısımların içerikleri incelendiğinde TSHK’nın gerek
kamu gerekse özel hukuk kurallarını düzenleyen bir yapıya sahip
olduğu anlaşılmaktadır. İki ana hukuk alanında da düzenlemelere
sahip bu ve benzer türdeki kanunların elbette ki hukuk
sistematiği içinde esas ve usul yönünden eksiklikler taşıması
kaçınılmazdır.
Havacılık sektörünün ülkemizde hala gelişmeye başlayan sektörler
sınıflandırılmasında değerlendirilmesi ve yine bu sektörün nevi
şahsına münhasır birçok düzenlemeyi ihtiva etmesinden dolayı,
havacılık hukukunun konusuna giren uyuşmazlıklarda,
uygulayıcıların ve karar merciinin uygulama bilgisine sahip
olması son derece zaruridir. Karar merciinin konu hakkında bilgi
sahibi olmaması, uyuşmazlığın çözümünde de paralel menfi sonucu
yaratacaktır. Bu açıdan ele alındığında, teknik bir ok
düzenlemeye ve ayrıksı düzenlemelere sahip havacılık sektörünü
düzenleyen kanunların da özellikle “Tanım” bölümlerinin son
derece kapsamlı hazırlanması gereklidir. Önüne uyuşmazlık gelen
hâkim, kendisinden havacılık terminolojisinin bilinmesi
beklenemeyeceğinden örneğin; “Hava Yolu”, “Kaza” veya “Hava
Trafik-Yer Hizmeti” gibi kavramların tanımlarını kanundan
rahatça bulmalıdır. 5237 sayılı Ceza Kanunumuzda dahi birçok
kişinin, tanımlarını idrak edebileceği kavramlar kanunda da
ayrıca tanımlanmışken bu denli teknik ve karma hukuk dallarını
barındıran kanunlarda da “Tanımlar” bölümünün detaylı
hazırlanması gerekmektedir.
Bu yönüyle ele alındığında TSHK maalesef son derece yetersizdir.
Bu yetersizliktendir ki, ilgili idareler tarafından kanunu
destekleme gayesinde birçok düzenleyici işlem tesis edilmiş,
detaylı tanımlamalara bu işlemlerde yer verilmeye çalışılmıştır.
Tanımlama eksikliğinin yoruma açıklığının en çok hissedileceği
konuların başında TSHK birinci kısım ikinci bölümünde düzenlenen
“Sivil Hava Aracı Kazaları” gelmektedir. Kanunu
yorumlayacak karar mercii açısından ele alındığında aklımıza
gelen ilk soru şu olmaktadır: Kaza nedir? Örneğin bir sivil hava
aracının uçuşu esnasında gerçekleştirdiği manevradan ötürü
yolculardan birinin veya kabin görevlisinin yaralanması bir kaza
mıdır? Havacılık hukuku anlamında “kaza” olarak
değerlendirilemeyecek bu ve benzer davranışlar sigorta hukukuna
göre bir “kaza” sayılabilmekte iken, her iki mevzuata da ilişkin
düzenlemeler barındıran TSHK’da “kaza” tanımının ve bunun gibi
ana başlıklar altında düzenlenen benzer konuların tanımdan
yoksun bırakılması talihsizliktir. Her ne kadar yönetmeliklerle
tanımlamalara ağırlık verilse de her düzenleme konusuna özgü
çıkartılan farklı yönetmeliklerdeki aynı kavramların farklı ve
geniş anlamda telakkisini gerektirecek ana, düzenleyici kurallar
bütününü varlığı aranmaktadır.
TSHK’nın idare hukukuna ilişkin eleştirdiğimiz noktası ise sivil
hava aracı kazalarını soruşturma kurulu raporlarına itiraz
müessesesinin düzenlenmemesidir. Bu durumda soruşturma kurulunca
hazırlanacak bir rapora karşı ilgililer İdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun 7. maddesinde düzenlenen atmış günlük süre içinde
işlemin iptali talepli dava açabileceklerdir. Her ne kadar
konuya ilişkin detaylar Sivil Hava - Araç Kazaları Soruşturma
Yönetmeliği’nde düzenlenmişse de, işbu yönetmelik ile soruşturma
kuruluna tanınan bir takım hak ve yetkilerin de, yine diğer
kanunlarla çelişkili olduğu ve “diğer kanunlardaki
düzenlemeler saklı kalmak kaydı ile” şerhini ihtiva etmesi
gerektiği düşünülmektedir. Bu düzenlemelere örnek niteliğinde
olan Sivil Hava - Araç Kazaları Soruşturma Yönetmeliği 17.
maddesi başlığı altında düzenlenen “Soruşturma Kurulu’nun
Otopsi Yapılmasını İsteme Yetkisi” genel itibariyle 5271
sayılı kanunun 87. maddesi düzenlemesinden anlaşıldığı üzere
cumhuriyet savcısına verilmişken ilgili yönetmelik uyarınca
soruşturma kuruluna da verilen bu tür yetkinin kullanım şartları
açıkça belirtilmelidir.
|
Öte yandan
TSHK madde 19 uyarınca havacılık şirketlerine verilen işletme
ruhsatlarının geçerlilik( 1- 3 yıl ) ve denetim esaslarının yine
düzenleyici işlemler ile değil TSHK’nın bizatihi kendisi
tarafından düzenlenmesinde fayda vardır. Zira gerek “Ticari
Hava İşletmeleri Yönetmeliği” gerekse Ulaştırma Bakanlığı
tarafından 24 Şubat 2003 tarihinde çıkartılan “İnceleme
Komisyonu Çalışma Esasları” düzenlemeleri, her ne kadar
işletme ruhsatının verilmesi için toplam altı başlıklı
araştırmanın nitelik ve aşamalarını öngörse de, havacılık
faaliyetlerinin öncelikli unsurları arasında sayılan uçuş
güvenliğinin, işletme ruhsatı alındıktan sonra ruhsat
gereklerinin mevcudiyetinin dönemsel olarak incelenmesi ile çok
daha etkin şekilde sağlanacağı aşikârdır. Zira hukuk, havacılık
sektörü gibi teknik hassasiyeti yüksek mevzularda en az yaptırım
gücünün tatminkârlığı kadar öncelikle, önleyici ve düzenleyici
kurallar sağlamak durumundadır. Zira bu konunun bir benzeri yine
teknik birçok hassasiyetin yaşandığı sermaye piyasaları
düzenlemelerinde yer edinmekte ve şirketlerin her ne kadar halka
arz süreci başarı ile sağlansa da müteakip süreçte de bilânço
durumları ve “uygunluk” değerlendirmeleri Sermaye Piyasası
Kurulu makamları tarafından dönemsel olarak incelenmektedir.
“Ticari Hava İşletmeleri Yönetmeliği” ile idareye getirilen
inceleme ve denetleme yetkisine işlerlik kazandırmanın yegâne
yolu da yine işbu inceleme ve denetleme sürecinde işletmelere
aktif sorumluluk yüklemek ile çok daha sağlam şekilde temin
edilecektir.
|
Yine işletme
ruhsatları için yapılmış başvuruların incelenmesi esnasında
dikkat edilecek ölçütler bakımından da TSHK son derece izafi
düzenlemelere sahiptir. Başvurunun Ulaştırma Bakanlığı
tarafından “uygunluk” ve her şeyden önce “ülke
yararları” açısından incelenmesinin ( ülkemiz gibi ) Kıta
Avrupası hukuk sistemlerini benimseyen ülkelerde son derece
tehlikeli sonuçları olabilir.
Kısıtlı ve finansal büyüklüğü yadsınamayacak sivil havacılık
sektöründe, sektöre yeni girenlerin veya belli grup
şirketlerinin haksız rekabet ortamı yaratamayacağının garantisi
yoktur. Her ne kadar sivil havacılıkta onay merci olarak kimi
iradi tasarruflarda bulunan Ulaştırma Bakanlığı birçok konuda
“uygunluk” denetimi yapsa da, bu makamın özellikle tarifelerin
onaylanmasında etkin irade kullanan kurum olmasında sakıncalar
mevcuttur. Mevzuat incelendiğinde sivil havacılık
uygulamalarının yine “önleyici” değil “yaptırım uygulayan”
olarak karşımıza çıktığı görülmektedir. Haksız rekabetin
yaptırıma bağlandığı yönetmelik hükümlerinde maalesef
tarifelerin belirlenmesinde Rekabet Kurumu’nun görüşünün
alınmasına yönelik her hangi bir düzenlemeyle
karşılaşılmamaktadır.
TSHK kapsamında ayrıca mülkiyet ve komşuluk hukukuna ilişkin
olarak özellikle havaalanları, ilgili tesis ve teçhizat
çevresinde inşaat kısıtlamalarının öngörüldüğü düzenlemelerle
karşılaşılmaktadır. Buna göre; havaalanlarının ve ilgili tesis
ve teçhizatın çevresinde, Ulaştırma Bakanlığınca belirlenecek
esaslar içinde ve saptanacak bir alan dâhilinde izin alınmadıkça
hava trafiği, uçuş güvenliği ve haberleşmeyi engelleyecek,
seyrüseferi ve meydan güvenliğini tehlikeye düşürecek nitelikte
ve yükseklikte bina, yapı, inşaat yapılması, ağaç ve direk
dikilmesi, tesis kurulması yasaktır ve Ulaştırma Bakanlığı bu
gibi tesisleri kaldırtabilir.
“Kaldırtabilir” ifadesinin lafzı ve ruhu incelendiğinde,
idarenin bu şekilde bir takdir yetkisi olduğu sonucu
çıkmaktadır. Fakat bu yetkinin kullanılması hangi usulde
olacaktır? Kaldırılan arazinin/tesisin/yapının vs. nin niteliği
ne olacaktır? ( Kamu malı veya idareye ait özel mallar?) İdare
tarafından satın alınacağı varsayılan bu türlü mülkiyet için
neden sadece yasaklama ve cezai hükümler itibariyle 6785 sayılı
İmar Kanunu uygulaması öngörülmüştür? Zira Medeni Kanun uyarınca
düzenlenen mülkiyet ve bağlı hakların durumu ne olacaktır?
“Kaldırtabilir” ifadesindeki keyfiyetin kullanılabilmesi hangi
ölçüt ve değerlendirmelere tabidir? |
Yine, Ulaştırma Bakanlığı’nın belirli manialara veya yerlere,
hava seyrüseferi yapan kişilerce görülebilmesi ve tanınabilmesi
için gözle görülebilir işaretler veya radyo veya elektrik
işaretlerinin konulmasını isteme yetkisi hangi hukuki işlem ile
tedarik edilecektir? Bu şekilde tesis edilen işlemlerin
geçerlilik süreleri ve mülkiyetlerin devir halinde mevcut durum
nasıl değerlendirilecektir? Medeni Kanunumuzda düzenleme bulan
Komşuluk Hukuku kuralları, Ulaştırma Bakanlığı’nın olası
tasarrufları karşısında hangi düzlemde ele alınmalıdır?
Görüldüğü üzere son yıllarda özellikle büyük şehirlerimizde
bulunan havaalanlarının çevresinde yaşayanlar tarafından son
derece etkili şekilde gündeme getirilen komşuluk ve mülkiyet
hakkına ilişkin yakınmalar TSHK tarafından da kısmen izafi
nitelikte ve yetersiz olarak düzenlenmiştir.
Vurgulamak istediğimiz bir başka nokta ise uçak sicil
kayıtlarına ilişkin hakkın iktisabı için tescilin şart olduğu
durumlarda tescili isteme tarihinin iyi niyet gibi gayet ispatı
zor ve nispeten izafi bir duruma göre tespit edilecek olmasıdır.
Uçak sicillerinin tutulmasından doğan bütün zararlardan doğan
sorumluluğun TSHK uyarınca hükme bağlanmasına rağmen mülkiyete
ilişkin herhangi bir hakkın talebini düzenleyen Medeni Kanun
hükümlerine atıf yapılmayarak iyi niyet hukukuna başvurmak son
derece eksik ve isabetsiz bir düzenlemenin talihsiz sonucudur.
Alışılagelmiş hukuk düzenlemelerine aykırı niteliği itibariyle
ön plana çıkan TSHK, getirmiş olduğu düzenlemelerle aynı zamanda
usul hukukumuza da aykırı durumlar ihtiva etmekte, hukuk
sistematiği içinde tasvip edilemeyecek düzenlemeler
getirmektedir. TSHK düzenlemesine göre; “ …. İhtiyati tedbir
kararının verilmesinde hakkın tehlikede olduğunun kuvvetle
muhtemel bulunduğunun ispatı aranmaz ”. İhtiyati tedbir
müessesi hukuk yargılamamızda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (
HUMK) tarafından düzenlenmiş ve tüm ayrıntıları ile uygulanış
tarzı yine bu kanun ile hayat bulmuşken esasa ilişkin
düzenlemelere sahip TSHK’nın HUMK kapsamında düzenleme getirmesi
isabetsizdir. Öte yandan, konunun esasına dönersek, ihtiyati
tedbir, kesin hükme kadar devam eden yargılama boyunca, davacı
ve/veya davalının ( dava konusu ile ilgili olarak) hukuki
durumunda meydana gelebilecek zararlara karşı öngörülmüş, geçici
nitelikte, geniş veya sınırlı olabilen hukuki korumadır.
1TSHK’nda
düzenlendiği şekilde ihtiyati tedbir müessesinin ele alınması
ise son derece sakıncalı ve genel hukuk sistematiğine aykırıdır.
Sonuç olarak; havacılık sektörünün, “üzerinde bir kez daha
düşünülmesi gereken kuralları”na sistematik bir işlerlik de
kazandırmak amacıyla yapılan ve/veya yapılacak çalışmalar
birbirinden bağımsız fakat illiyetli alanlar için geniş kapsamlı
izafi olmayan ana bir mevzuat kaynağında toplanınca bu şekilde
eksiklerin bulunması da doğal karşılanmalıdır. Hem esas hem de
hukuk sistematiği içinde farklı bir yapıya sahip olduğunu
düşündüğümüz TSHK’na eleştirel gözle bakan değerlendirmelerimize
bir sonraki makalemizle devam edilecektir.
Saygılarımızla,
Sonraki Yazılarımız: Sivil Havacılık Kanunu’nun Eksiklikleri II
ve Code Sharing Sözleşmeleri
|
__________________________________________
1
Pekcanıtez,Atalay,
Özekes; Medeni Usul Hukuku; 2. Bası s.557
|
|