Tayyareci Türkçe Site Türkiye'nin gerçek havacılık sitesi
Tayyareci English Site
Tayyareci Deutsch Site
Site Içi Arama :
 

TAYYARECİ ARŞİV

... EKREM SİSALAN FOTOĞRAF ve BELGELERİ ..

 1- açıklama

30/agustos/1961 günü izmir Hv.Harp okulu bahçesinde mezuniyet töreni.

 2- açıklama  

1978 Konya 3ncü ana jet üs'sünde harbe hazirlik egitimi gören üç tgm., üs'sün doktoru Ali Camcı ve Üs harekat subayi kur. Bnb. Tuncay AKDUMAN. soldan 3 Turan KAŞ

 3- açıklama  

1962 yili nisan ayi T-6 Harward tayyaresinde yalnız uçuştan dönüş. Ekrem Sisalan, Metin şentürk, Ziya Turdağ.

 4- açıklama  

1959 sonlari, izmir Hv.Harp Okulu 4. kisim ilk ögrencilik yillari; sinifimizdaki iki kiz ögrenci; Hatice Onat (Pekin) ve Günal Erbaşoğlu(Dağgeçen) ile birlikte.

 5- açıklama  

1963 yili ortalari Eskişehir orduevi, Jet Egt. filosundan mezuniyetle bröve merasiminde Uçuş hocam Tğm. Atila Altıkat'ın eşi brövemi takıyor. Hocam Kur.Alb. Atila Altıkat Kanada ateşesi iken ermeni terör örgütü ASALA'nın haince saldırısına maruz kalarak şehit olmuştur.

 6- açıklama  

1963 yılı Jet Egt. filo öğrencisi iken T-33 Tayyaresinin içinden.

 7- açıklama  

Uçuş okulundan bir anı

 8- açıklama  

61 li üç arkadaş : soldan Abdullah ÇALGIN, Özay ÇİPER (KABAN), Ekrem SİSALAN

 9- açıklama

Yzb. Ekrem SİSALAN ve Eşi 

10- açıklama  

Bnb. Ekrem SİSALAN ve ailesi 1977 Anamur kampı 

11- açıklama  

BİYOGRAFİM

Dedemin babası çocukken Kafkasya’dan göçeder. Osmanlı devleti onları Hatay-Reyhanlı da Yenişehir köyüne yerleştirir. Ben bu muhteşem köyde 1940 mayısında doğdum. Antakya'da 1948 yılında ilk okula başladım, 1959 yılında Antakya lisesinden mezun oldum ve ayni yıl izmir Hv.Harp okulu'na girdim. 1961 de mezuniyetle T-34 tayyaresinde uçuş öğrenimi başladı, 1963 yılı haziraninda mezun oldum. 1961 devresi başlangıçda 236 kişi idi. Jet eğitimden 47 kişi mezun olabildik.

ilk kitam Balıkesir; 191 ve 192 inci filolarda intibak öğretmenliği ve tecrübe pilotluğu yaptim. 1966 yılında tecrübeye kalkışta takribi 300 feet de motor durdu, atladım. Dokuz ay bel fıtığı dolayısı ile çelik korseli olarak istirahatli idim. 11 ay sonra tekrar uçuşa başladım. Ama bu kaza benim için dönüm noktası oldu. 1967 yılında 12 inci üs C-47 lere tayin oldum. 1971 yılında kendi isteğimle şarka ve jet birliği olan Erhaç'a tayin oldum. Oradan Konya'ya geldim. 1980 de Gnkur.Bşk.lığı karargahı, bir yıl sonra da Hv.K.K.lığı karargahına tayinim çıktı. Yarbay olur olmaz 1981 yılında emekliliğimi istedim ve oldum. Ondan sonra da bir daha uçmak pek nasip olmadı bir türlü. şu an 2007 sonları itibarı ile izmir'de yaşıyorum.

ekremsisalan@yahoo.com

 

12- açıklama  Ekrem SİSALAN'ın kitabı
13- açıklama

 

                        M A N T I Ğ A

 

                           H İ Z M E T

 

 

 

                              VE

 

 

 

                                   İ L E T İ Ş İ M

 

 

 

                                                                                             E K R E M    S İ S A L A N

 

 

      İ Ç İ N D E K İ L E R

 

                                                                                                Sayfa  No :

ÖNSÖZ                                                                                              3

GİRİŞ                                                                                                  4

FERT VE ÖZELLİKLERİ                                                                      5

Beslenmek için gerekli ihtiyaçlar                                                          7

Emniyette olma ihtiyacı                                                                         7

Sosyal ihtiyaçlar                                                                                  7

Varlık ihtiyacı                                                                          8

Alışkanlık ihtiyaçları                                                                                  8

Haz ihtiyacı                                                                                          8

  Temsili haz                                                                                         9

  Alışkanlık hazzı                                                                            9

  Dinlenme hazzı                                                                            9

  Uygunluk hazzı                                                                            9

  Sosyal haz                                                                                          9

  Emniyet hazzı                                                                                     9

  Varlık hazzı                                                                                        9

  Saldırma hazzı                                                                                     9

İnsanda şuurun konumu                                                                        10

Hayvanda şuurun konumu                                                                          11

Varsayılan şuurun bölümleri                                                          12

ARAYIŞ                                                                                             16

MANTIK                                                                                            17

MANTIĞA HİZMET                                                                     19

İLETİŞİM                                                                                           23

İFADENİN ORTAYA ÇIKIŞI VE ALGILANMASI                               24

  Seslerin kendi dili                                                                               25

  İfade ve ışık                                                                                       26

  İfade ve şekil                                                                                      26

  İfade ve hareket                                                                                    26

MESAJ DİLİ                                                                          27

MESAJ VE İNSAN                                                                                   32

MESAJDA TEMEL İFADELER                                                    41

İLETİŞİM VE MANTIK                                                                    44

 

 

 

                                                                                       Ö N S Ö Z

 

 

                Toplumumuzda büyük ihtiyaç haline gelmiş olan bilimselliğin yaygınlaşması amaçlanarak hazırlanmış olan bu kitapta okuyucu ile birlikte çeşitli araştırmalara gidilmiş olup, gündeme getirilen çeşitli problemlere çözüm yolları aranmıştır. Ana maksat; ferdi, araştırmacılığa yöneltmektir. Bunun yanında Mantık ve bilimselliğin önemi de elden geldiğince belirtilmeye çalışılmıştır. Bu yapıt hazırlanırken hemen, hemen hiç bir eserden yararlanılmamıştır. Bu sebepten çözüm veya fikirler tamamen okuyucunun görüşlerine, bakış açısına veya takdirine bırakılmıştır.

 

 

                                                                                                            E K R E M    S İ S A L A N

                                                                                                      6-Eylül-1992     İ z m i r

 

 

 

                                                                                          G İ R İ Ş

 

 

            İnsanoğlu varoluşundan itibaren devamlı bir arayış içinde olmuştur. Bu arayış her ne kadar ferdin veya toplumun ihtiyaçlarından veya insanın kendini daha muktedir bir varlık haline getirme arzusundan kaynaklanıyor ise de, genellikle neyin arandığı hakkında fikir sahibi olmaktan uzak kalınır. Toplum veya fert etki sahaları çok çeşitli olan canlı birer enerjidir.Bu enerjinin ne zaman, hangi alana, ne miktarda yönleneceğini, neleri etkileyebileceğini önceden tahmin edebilmek sosyal bilimcilerin işidir. Aslında, hedef belli ve yol biliniyor ise ferdin kendisi ne zaman, nereye varabileceğini kolayca tahmin eder. Toplum da böyledir; yeterince bilinçli ise; hedefini seçmiş, gidilecek yolu tespit etmiş, atacağı adımları hesaplamış, bu adımlar için gereken gücü yeterli bulabilmiş ise sonuç tahmininde güçlük çekilmez. Ama, toplum veya fertlerin en  güçsüz kaldığı şey; enerjisini bir şeye kullanmak arzusunda olduğu halde neye hizmet edilmesi gerektiği üzerinde ciddi biçimde muhakeme yapamaması ve kesin karar sahibi olamamasıdır. Geçmişte çok görülmüştür; bir toplumun bir zamanlar benimsediği bir şey diğer bir zaman tamamen bırakılmış veya bunun tam zıddı seçilmiştir. Bir gün günah, kötü olan şey diğer bir gün en iyi, en doğru şey olarak benimsenmiştir. Şimdi bir düşünelim; toplum veya fert rasgele hedefler mi seçmekte, aradığını rasgele yollarda mı aramaktadır. Yani rasgele mi yaşamaktadır. Değilse; - aranan şey nedir, ne maksatla arandığı kesin olarak saptanıyor mu ? - gibi sorular ister istemez akla gelmektedir. Böyle bir arayışın etkisi ile çeşitli dinler, mezhepler, ideolojiler, değişik örf ve adetler ortaya çıkmıştır. Şu anda bunların yer yüzünde sayılamayacak kadar çeşitleri mevcuttur. Hepsinin de diğerlerinden farklılıkları vardır. Ama, hepsinde de aranan şeyin kendi kalıpları içerisinde mevcut olduğu kabul ve iddia edilir. Bununla da aranan şeyin sonuna  gelinmiştir tezi savunulur. Her din kendi içinde insanın davranışlarında, inançlarında, sosyal ilişkilerinde belirli prensipler, şekiller, tarzlar, tabular ve hükümler saptamış ve bunlarla birlikte arayış tam anlamıyla noktalanma durumuna getirilmiştir, aranan şey de artık bulunmuş olarak kabul edilir. İlkel insan ise bu arayışın etkisi ile kendisinin görünmez kuvvetlerle kuşatılmış olduğuna inanmıştır, kendini fetişlerin gücüne olan inancı ile yönlendirir; muskalar, tılsımlar, uğurlar, uğursuzluklar onun yaşamında büyük bir yer tutar. Çin, Hint ve semavi dinlerinin de ayni arayışın sonuçlanmalarından kaynaklandığını görmek mümkündür.

            Kuzey Hindistan’daki hükümdarlıklardan birinin tek prensi olan Budda yirmi dokuz yaşında iken sarayını ve ailesini bırakarak Hint fakirlerinin arasına karışır, böylece de uzun  sürecek bir arayışın içerisine girer. Bulabilirim ümidi ile altı yıl bir deri, bir kemik kalıncaya kadar dolaşır. Bir ara ıssız bir yerde bir ağaç altında hiç yemeden, içmeden bir hafta kadar orada aradığını bulmaya çalışır. Sonunda birden bire fırlayarak ‘buldum, buldum’ diye bağırır ve o günden sonra seksen yaşında ölünceye kadar bulduğu şey hakkında vaazlar verir. Bulduğu şey şuydu; iyilik iyilikten, kötülük kötülükten doğar. Bunun daha açık anlamı şudur; iyi yoldan elde edilen güç, imkan ve yetki iyi yolda harcanır. Kötü yoldan elde edilenler ise kötü yolda harcanır, kötülüğün güçlenmesine neden olur.

            Bir nehri bir taraftan diğer tarafa kolayca geçebilmek için bir köprüye ihtiyaç vardır. Yüksek bir yere çıkabilmek veya tırmanabilmek için merdivene ihtiyaç vardır. Bir şeyi açıklayabilmek için, bir problemi çözebilmek için ise tutunacak bir dal gerekir, bir dayanağa ihtiyaç vardır. Dayanak ne kadar sağlam olursa icraat da o kadar güvenli yapılır. Bu prensipten hareketle yola çıkıp ne arandığını saptamaya bu temel anlayışla başlangıç yapmak zorundayız. Dayanak noktası olarak bir ideolojiyi seçtiğimiz zaman o ideolojinin doğrultusunda bir cevap bulacağımız açıktır. İnanca dayalı bir dini, mezhebi veya bir başka ideolojiyi seçecek olursak bir başka çeşit sonuca gelmek kaçınılmazdır. Bu bakımdan hiç olmazsa başlangıçta kapıyı  bilimsellik tarafından açmamız gerekecektir. Bunun için de öncelikle ilk dayanak olarak hemen elimizin altında olan benliğimize müracaat etmemiz gerekecektir. Zira, dış dünya ile bedenimiz vasıtası ile bağlantı kurabiliyoruz. Sayıları toplayıp çıkarabilen, çarpıp bölebilen, büyüklük- küçüklük olarak mukayese yapabilen, alışkanlıklar üretip ondan faydalanabilen, arzuları olan,  kısaca; elimizin hemen altında duran inceleme yeteneğine sahip bir benliğimiz var. Hepsinden  önemlisi; üzerine rahatlıkla basabileceğimiz, sırtımızı dayayabileceğimiz sağlamlığı en güvenilir  olan elimizdeki tek dayanağımız beş duyularımız var. Dış dünyaya, dış aleme sadece bu beş duyular kanalı ile açılabilmekteyiz, dış dünyayı sadece bunlar vasıtası ile tanıyabilmekteyiz, tanışmaklığımızı da sadece onlarla sürdürebilmekteyiz. Bedenimiz başlı başına mükemmel bir şekilde çalışan bir makine. Cevap bulmada onun gösterdiği verileri çok dikkatle incelemek gerekecektir. Göz; ışığın titreşim frekanslarını tespit ve ayırma işlemini yapan harika bir aygıt. İşitme, tat alma, koku alma ve dokunma duyularımız da ayni şekilde bizim için ilk dayanak  noktamız olacaktır. Daha açıkçası neyi ararsak arayalım, nasıl düşünürsek düşünelim ilk çıkış noktası olarak yalnızca bunlardan yararlanmak, bilimsel olmak, her şeyi bilimsel yoldan çözmek zorundayız. Bunun da ilk şartı muhakkak ki kendimizi incelemekten geçecektir. Zaaflarımız, yanılgılarımız, kabiliyetlerimiz, açıkçası; tüm benliğimiz derinlemesine incelenmeli ve bunlar göz önüne alınarak gerçek araştırmaya dalınmalıdır. Bu bakımdan, bu kitabın takip eden önemli bir bölümü bu işe ayrılmıştır. Zira, elimizde mevcut bulunan bu tek bilgisayarın tüm özelliklerini, çalışma şeklini ortaya çıkarmak, ona tam hakim olmak ve onu çok iyi kullanmak zorundayız. Aksi taktirde boşu boşuna hep yanlışların peşinde koşar dururuz.

 

 

                                             F E R T   V E   Ö Z E L L İ K L E R İ

 

 

            İnsan canlı bir varlıktır. Canlı olduğumuzu biliyoruz ama, - gerçek anlamda var mıyız - diye düşünmüyor da değiliz. Acaba hissettiklerimiz; görüp, duyup, tattığımız şeyler gerçekmidir, yoksa birer hayal veya düşten mi ibarettir; demekten de kendimizi alamıyoruz. Ünlü yazar   Shakespear - madem ki düşünüyorum , o halde varım - demiş. Her halde o da aramaya ilk oradan   başlamış. Her şeyi tümüyle bilmeye muktedir olmayan insanın önüne bu soru zaman, zaman ister  istemez dikilecektir. Buna karşılık varlığını ispatlamaktan büyük haz aldığını da belli ediyor her  zaman. Belki de doğum ve ölüm olmasaydı var olduğumuza tam olarak inanmış olurduk. Ne var  ki bu şartlarda insan tahditli bir bilince sahip olabilecek ve bunun sonucunda varlığa inançta   zaman, zaman zaafiyet meydana gelebilecektir. Buna karşılık aksini ispatlamaya da çalışacaktır. Belki de arayışın ilk tetikleyicisi de budur. Ama her şeye rağmen, biz ferdi incelemeye   başlamadan önce var bildigimiz şeyleri var, yokları ise yok veya görmüyoruz, bilmiyoruz  tarzında farz veya kabul göstermek zorundayız.

            Her canlıda olduğu gibi insanın da bir fiziksel yapısı vardır. Bu yapı ve yapıdaki duyu  organları insanın korunması, kolayca hareket edebilmesi, yön tayin edebilmesi, diğer kişilerle  ilişki kurabilmesi ve rahatlıkla beslenebilmesi için oluşmuş birer aygıt görünümündedirler. Doğuştan kör olan bir insan büyüklük, küçüklük, uzaklık, yakınlık ve şekiller üzerine sathi bir  fikre sahip olacaktır. Renk, parlaklık, matlık, sönüklük hakkında hiçbir fikri olmayacaktır. Diğer  duyular da böyledir; bozuk oldukları ölçüde nesne ve olgulara karşı hakimiyetleri azalacaktır. Doğuştan sağır bir insana da ses hakkında bir şey anlatamaz, bir tanımlama yapamazsınız. Fiziksel yapı kendi çalışmasını idame ettirecek olan ihtiyaçların karşılanması için insana  otomatik olarak baskı yapar ve bunun sonucu olarak onda bir çok arzuların otomatik olarak oluşmasına neden olur. Gıdasız kalan vücudun baskısına paralel olarak yeme arzusu kendiliğinden oluşur. Bir yeri yanan insanda da anında sıcak ateşin tesirinden kurtulma arzusu  meydana gelmektedir.

            İçinde sürücüsü olan bir otomobilde de buna benzer şeyleri görebiliriz. Otomobilin yakıtı biteceği zaman yakıt ikmali yapılacak yer aranır. Herhangi bir hasar olmasından çekinildiği için  yolun dışına çıkılmaz. Dikkat edilirse otomobil belirli bir maksat için yapılmış olup çalışması  ona göre düzenlenmiş bir araç durumundadır. Yapılış gayesi vardır. İçindeki sürücünün o anki arzusuna uygun olarak önceden tasarlanmış, denenmiş ve sürücüye sunulmuştur.İnsan bedeni ve duyu organları da buna benziyor. Şuurun rahatça iş yapabilmesi, kendi varlığını rahatlıkla  sürdürebilmesi için gerekli olan önemli bir araçtır. Yalnız; otomobilini kullanan bir sürücü herhangi bir arıza  ile karşılaştığı zaman işin önemi ölçüsünde sadece üzülür ve arızayı gidermeye çalışır. Ama, insanın ayağı kırıldığı zaman sadece üzülmekle kalmayacak, ayni zamanda  karşılaşacağı büyük ızdırap da vardır.

            Burada görüleceği üzere varlığını hiç bir zaman ispatlayamadığımız bir şuur’dan bahsetmekteyiz. Sanki otomobilde olduğu gibi bir güdücüden bahsetmek zorunda kalabiliyoruz.  Aksi halde canlıyı şekillendirmekte zorlanırız. Var olduğunu kabul ettiğimiz bu güdücü  bedenden aldığı uyarıların emrine mi giriyor, yoksa onu kendi emellerine mi alet etmektedir? Yani, hangisi diğerine hükmetmektedir? Aslında veya belki de her ikisinin de biribirlerine ihtiyaçları vardır. Zira, canlılığı böylece oluşturabilmektedirler. Belki de, ihtiyaçların şiddeti, elde edilebilme kolaylığı veya zorluğu, içinde bulunulan ortam ve gelişme şartları hangisinin diğerine hükmedeceğini saptıyor.

            Canlı için ihtiyaçların tatmini veya karşılanması çok önemlidir. Aksi halde hayatiyet tehlikeye girer. Beslenme ihtiyacı, atmosfer ihtiyacı, giyinme ihtiyacı, uyku ihtiyacı, dinlenme  ihtiyacı, barınma ihtiyacı, spor ihtiyacı, yer çekimi ihtiyacı gibi sayabildiğimiz türlü çeşitli  fiziksel ihtiyaçlar canlının hayatta kalabilmesi bakımından önemlidir. Bu arada, insanın yalnızca sıralanan bu ihtiyaçlarının peşinde olmadığını, başka bir şeylerin peşinde koşup durduğunu da biliriz. Örneğin; karşı cinse ilgi duyar, eğlenmeyi, oyun oynamayı çok sever. Zaman, zaman  sarhoş olmayı, kafa bulmayı ister, sigara içer, uyuşturucuya bulaşır. Aslında bedenin bunlara   ihtiyacı yoktur. Ancak, bunlar kullanıldıkça, sonradan alışkanlık haline geldikçe ihtiyaç haline dönüşebilmektedirler. İşte bu durum ise insanı çok düşündürüyor. Sanki, otomobilde sürücünün arkasında istekleri hiç bitmeyen, çenesi hiç durmayan ve kabına sığmayan huysuz bir ruh oturuyor da, sıkıldıkça sürücüsünün huzurunu bozmaya hazır bir şeyler gönderiyor. Maalesef  bunu da anlamakta zorlanıyoruz. Ama, anlıyoruz ki canlının, özellikle insanın bir yerlerinden  süzülüp gelen ve etkili baskı yaparak, farklı bir şeyler isteyip duran, açık, açık görünmeyen, çok gizemli kalmış bir bölgesi daha var sanki. Sanki öyle bir şey olmuş ki, var olan iki ayrı şey; madde ile bir başka şey birleşmiş de canlı meydana gelmiş. Oksijen ile hidrojen birleşmiş de su meydana gelmiş gibi. Bu gizemli yapının da şuurdan istekleri olacaktır. İstekler makul ve insanın  fiziki yapısına aykırı değil ise sorun çıkmaz. Ancak, istekler bunlara aykırı olur ise şuurda biri  birine zıt arzuların

oluşmasına neden olur. Çaresiz, şuur böylece zor durumda kalır. Bu şartlarda araba ile mi ilgilensin, arkadakini mi yatıştırsın. Tabii, bu her insanın kendi sorunu. Ama yine de, biz bu şeye merceği biraz daha yakınlaştırıp onu daha fazla tanımak zorundayız. Zayıf insanlar  huysuz çocuklarla kolay başa çıkamazlar. Tabii, kendilerine karşı da zayıf kalabilirler. Zira, insana baskı yapabilen kişinin bu arka cephesi de çok güçlü olabilir. Şuurun ondan bağımsız kalması kolay olmayabilir. İstedikçe isteyen, vardan yoktan anlamayan, uyup uymayacağını hiç  hesap etmeyen, Mantıkla hiçbir bağı olmayan özelliklere sahip bu arka cephenin bir başka özelliği daha vardır. Onun için tüm dengesizlikler bir huzursuzluk bahanesidir. Ayrıca, kişide güçsüzlük, noksanlık, yetmezlik sergileyen fiziksel herhangi bir yapı da onu huzursuz yapar. Dolaysı ile, insanın önüne çıkan veya çıkabilecek tüm problemlere karşı hassasiyetleri  vardır. Problem ortadan kalktığında ancak tatmin edilmiş olur. Tabii, tatmin olurken işin keyfi de yaşanır, sonuçtan haz alınmış olunur. Dengesizlikler, güçsüzlükler, noksanlıklar, yetmezlikler veya problemlerin varlıkları devam ettiği ölçüde huzursuzluk da devam eder ve arzularda birikim  de meydana gelir. Sonuçta arka koltukta oturan o huysuz kişilik kolay tatmin edilemez hale gelir. Tatmin olmak için veya birikmiş olan haz ihtiyacının karşılanması için çeşitli yollar aranır. Haz almak, keyif yapmak hiç önemsenmese de ister istemez önemli bir ihtiyaç olarak karşımıza  dikiliverir. Buna göre ihtiyaçları şöylece sıralamak gerekir: Beslenmek için gerekli ihtiyaçlar,  kendini emniyette hissetmek için gerekli ihtiyaçlar, varlık ihtiyacı, alışkanlık ihtiyacı ve haz  ihtiyacı. Bu ihtiyaçlardan her biri tek başına bir arzuyu doğurabildiği gibi bir kaçı bir arada  sadece tek bir arzuyu da doğurabilirler. Örnek; yüksek mevki sahibi olmak isteyen bir kişinin bu  arzusu birkaç sebebe dayanabilir; kolay beslenmek, beğenilmek, diğer fertlerle kolay münasebet  kurabilmek, alışkanlıklarını rahatça sürdürebilmek, yaşamını daha fazla güvence altına almak, daha üstün bir varlık olduğunu hissetmek, tüm bunların vereceği rahatlığın hazzını duymak,  toplumun kendi isteği doğrultusunda gidişatından emin olmak gibi bir çok sebebe dayanık  olabilir. Buna rağmen biz yine de ihtiyaçları ayrı, ayrı ele alacağız. İhtiyaçların ortaya çıkaracağı arzuların sebepleri incelenirken çok yönlü bir sebep araştırılması yapılacaktır.

            Beslenmek için gerekli ihtiyaçlar:

            Bedenin varlığını ve düzenini sürdürebilmesi için gerekli olan ihtiyaçlardır. Vücudun  ortaya çıkardığı uyarılarla ihtiyaçlar kendini belli eder. Elde edilemediği sürece gittikçe şiddeti  artan  bir potansiyel ile bir arzunun doğmasına neden olur. Öyle ki; ileri safhalarda diğer arzuların  bir kenara itilmesine bile neden olabilir. Çok aç kalmış olan bir insan diğer bütün ihtiyaçları bir tarafa bırakabilir.

            Emniyette olma ihtiyacı:

            Yaşamda insanın kendisi, enerjisi, sahip olduğu diğer şeyler varlıkla yokluk arasındadır. Bu iki zıt kutup arasında, varılığın sürdürülmesı veya yokluktan uzak kalma hedefini taşıyan  arzuların kendiliğinden oluşacağı tabiidir. Koruyucu bir ev, bir teçhizat, devamlı sahip olunacak bir iş, huzur duyulabilecek bir toplum düzeni gibi ihtiyaçlara fert olarak fazla uzak değiliz.

            Sosyal ihtiyaçlar:

            Diğer insanlarla münasebeti kolaylaştırıcı veya vasıta olucu akla gelebilen her türlü ihtiyaçlardır. Başkalarına benzemek veya toplumun sürüklendiği yöne gitmek için gereken  ihtiyaçlar da bu sınıfa girer. Herkesin konuştuğu dili öğrenmeye, herkesin bildiği bilgiyi, görgü  ve gelenekleri öğrenmeye, toplumun istediği biçimde giyinmeye, sosyal güvenceye, arkadaşa  ferdin ihtiyacı vardır.

 

 

            Varlık ihtiyacı:

            Güçsüzlük uyarılarından uzak kalmak için gereken ihtiyaçlardır. Zayıflığı unutturucu şeyler zaman içerisinde ihtiyaç haline gelebilir. Çok fazla gereksinim duyulması halinde kişiye  zarar bile verebilir. Kişi yenilmekten ölecekmiş gibi korkmaya başlar. Dolaysı ile,  yenilmeyeceğine emin olmadığı bütün mücadele ve oyunlardan kaçar. Örnek; layık olmadığınız  bir kuruluşta müdür konumundasınız. Yaptığınız iş beceriksizliklerle dolu. Sizin yüzünüzden   bütün işler aksıyor. Suçu başkalarına atmaya çalışıyorsunuz. Çalışan diğer kişileri suçluyor,  şikayet ediyor, onlardan yakınıyorsunuz. Bu durumda sizin yanınızda yer alan veya almış gibi  gözüken, dalkavukluk yapıp sizi övmek isteyenlere dört elle sarılırsınız. Çünkü onlara ihtiyacınız  var. İhtiyacın fazlalığı ve elde edilememesi şuurun dengesiz çalışmasına neden olur.

            Alışkanlık ihtiyaçları:

            Alkollü içkiler, sigara, uyuşturucu maddeler ve inanç gibi şeylere alışmış olanlarda  gereksinim duyulur. Bunlar bulunmadıkları zaman şuurda çok büyük arzuların oluşmasına neden  olur. Belki de hiçbir ihtiyaç insanı kendine bu derece esir edememektedir.

            Haz ihtiyacı:

            Arzuların tatmin edilmesi ile meydana gelen rahatlama insanda keyif, haz duygularının  ortaya çıkmasına neden olur. Tatmin edilemeyen, edilmesi imkansız olan veya elde edilmesi   uzun vadeye bağlı olan gereksinimler arzuların şiddetini arttırır. Biriken bu ihtiyaçlarla yalnızca   haz almak başlı başına bir gereksinim veya ulaşılması çok elzem olan bir hedef haline dönüşebilir. Seks arzusu, eğlenme arzusu, öğrenme arzusu gibi arzular yalnızca haz alma hedefine yönelik şekilde böylece ortaya çıkabilirler.

            İnsanın dikkati tek yönlüdür. Her şeyi ayni anda yalnızca dikkati ile idare etmeye  muktedir olamayan insan farkına vardığı bu özelliği ile zayıf kaldığının bilincine de varır. Aslında, insan kendisinin kurulacak bir makine veya alışkanlıklara bağımlı bir yaratılmışlık  inancından uzak kalma eğilimindedir. Buna rağmen çocuklar huysuzluk ettiklerinde ebeveynler  onları nasıl yatıştırırlarsa insan da, bu gerçek karşısında aldığı hazlarla yatışır ve kurulmaya razı gelir. Alışkanlıklar işte böyle haz ihtiyaçları tatmin edilerek kazanılır. Alışkanlıklar ilk   kazanılırken başlangıçta aşırı bir dikkat sarfı gerekir. Çünkü dikkatin genelde kurulu bir düzeni vardır. İlave bir istasyona uğramak istemez. Ya zorlanarak uğratılır veya cezbedilerek uğraması  sağlanır. Tabii, alışırkenki bu başlangıç eylemi mevcut arzu, inanç ve diğer alışkanlıklara ters  düşüyorsa dikkatin sarfı çok daha fazla olacaktır. Sonuçta, diyebiliriz ki; midenin yemeklerle  doyurulması gibi, dikkati de haz doyuruyor. Bu bakımdan, haz ile beslenmek de insan için  küçümsenmemesi gereken önemli bir ihtiyaçtır.

            Haz almayı ihtiyaç haline getiren, birikim yapan bir diğer sebep de insanın geçmişidir.  Doğum öncesi; ana rahminde geçirdiği zamanları, şeceresini oluşturan insanların geçirmiş  olduğu safahatları vardır. Doğum sonrası; çocukluk, gençlik, ihtiyarlık safahatları vardır. Ayrıca,  kendine has bir yaşam ortamı, çevresi vardır. Böylece geçmişinden kaynaklanan özellikleri ve arzuları olacaktır. Bunlara şuurda mevcut fakat açıkça bilinmeyen arzular demek gerekir. Çünkü  bunların oluşturacağı tatmin edilmemiş arzu birikimleri aslında tamamen yok olmazlar. Şuurun  bir yerlerinde saklı kalırlar. Bir şekilde bunlar da haz arama yönünde artış meydana getirirler. Kişide olmadık arzular, olmadık zevkler, olmadık hayaller üretebilirler.

            İnsanın zayıf kaldığı yanları çoktur. Tahditli bir hakimiyet kurabilme gücüne sahiptir. Dolaysı ile korkuları ve endişeleri de vardır. Bir de bunun yanında; her şeye hakim yaratıcı bir  varlığın mevcudiyetine de inanmış veya inandırılmış ise zayıflık hissi daha da kuvvet kazanır. Zayıflığı hiç sevmeyen şuurun alt bölümleri bu duruma isyan içindedir. Aslında insan görünüşte  büyüklere saygı gösterir, yaratana ibadet eder ise de isyan ayni yerde var olmaya devam eder. Temel arzulara ters bir yaşam içerisinde olan bu insan yok olmanın cazibesine de kapılabilir. Ancak, yok olmak pek o kadar kolay değildir. Bunun yerine sigara içer, içki içer, acı yer, uyuşturucuya bulaşır, hatta geldiği yere geri girmek bile isteyebilir. Yalnız, bunu yaparken  gerçeğini değil de genelde bunların bir benzerini veya taklidini yapar. Hayali olarak tatmin edilen bu yok olma arzusunun getirdiği haz zaman içerisinde tek kaynak olarak görünmeye başlar ve  burada duyulacak olan haz tek başına bir hedef haline gelebilir. Sadist bir insan, içinde  bulunduğu eylemle temelde neye hizmet etmekte olduğunu hiç düşünmez.

            Haz olgusunu daha iyi anlamak için onu sınıflara ayırmak gerekir. Şöylece  sınıflayabiliriz: Temsili haz, alışkanlık hazzı, dinlenme hazzı, uygunluk ve ahenk hazzı, sosyal   haz, emniyet hazzı, varlık hazzı ve saldırma hazzı.

            Temsili haz: Elde edilmesi veya yaşanması zayıf ihtimallere, uzak bir geleceğe veya hiç  olmayacak bir şeye dayanan her türlü yaşantı ve olgunun temsil edilmesinden duyulan bir hazdır. Çocuklarda gördüğümüz oyunlardan duyulan hazlar buna güzel bir misaldir.

            Alışkanlık hazzı: Alışkanlıkların doğurduğu arzuların tatmin edilmesi ile duyulan bir  hazdır. İnsan alışkanlıklarına paralel yaşamak, görmek, duymak, hissetmek eğilimindedir. Şayet  bir haz kaynağı olan bu alışkanlıklardan uzak kalınırsa insan kendine başka kaynaklar arar. Ama, bunda pek fazla başarı sağlanamaz. Zira alışkanlıklara ters düşmek büyük bir tepki yaratır.  Kendini aşırı beğenmiş bir insanın sahip olduğu bu inançtan vazgeçmesi çok zordur.

            Dinlenme hazzı: Yorgun bir insanın veya sürekli olarak ayni şeyle meşgul olan bir şuurun  ihtiyaç duyduğu bir haz şeklidir. Bir piyesin seyredilmesinde, bir gezide, bir istirahat durumunda bu hazzın alınması mümkündür.

            Uygunluk hazzı: Şuurun uygunluk tespit edebildiği her şeyden aldığı bir haz biçimidir. İnsanın kendi özelliklerine, alışkanlıklarına, arzularına, geçmişine bağlı olarak sevdiği, güzel bulduğu veya nefret ettiği, çirkin bulduğu şeyler vardır. Bunlara uyan olgular da ayni hazzı verir. Maksada uygun şekilde teşkilatlandırılmış, istenen süratte iş yapabilen bir kuruluşun  çalışmasından haz alınır. Bütün parçaları uygun bir şekilde yerleştirilmiş bir motorun güzel  çalışmasından haz alınır. İnançlarımıza, alışkanlıklarımıza uyan bir yazıyı okurken haz alırız. Anlamları ve şekilleri bakımından kelimeleri ustaca dizilmiş bir şiiri okurken veya dinlerken   haz alırız.Güzel bir müzik, güzel bir resim veya güzel bir kadın da uygunluk hazzı kaynağı  olabilir.

            Sosyal haz: Başkaları tarafından beğenilmek, modaya uymak, beraberce iş yapmak,  ortaklaşa oyun oynamak, ayni inançta olmak, başkaları ile eşit olmak, başkaları için çalışmak,  başkalarına mağlup olmak birer haz kaynağı olabilmektedir. Bazı insanlar vardır; hiç  tanımadıkları birine sebepsiz yere tavassut eder veya sınavdakilere kopya verir. Başkalarını evlendirmek, arabuluculuk yapmak bazıları için büyük bir haz kaynağıdır. Mağlup olan insan da  acındırmış olmaktan haz duyabilir.

            Emniyet hazzı: İnsanın kendini her türlü tehditlerden, imkansızlıklardan, çaresizliklerden  uzak tuttuğu zaman duyduğu bir haz türüdür. Zeki, kabiliyetli, kuvvetli ve bilgili olmak, zengin olmaktan dolayı böyle bir haz duyulur.

            Varlık hazzı: Her şeye hakim olmak arzusunun tatmininden duyulan bir hazdır. Başkalarını kendi fikirlerine, kuvvetine, büyüklüğüne inandırmış, zorla kabul ettirmiş insanlar bu tür bir hazzı duyarlar.

            Saldırma hazzı: Gücünü ispat etmek, zarar vericileri bertaraf etmek veya sadist arzulara hizmet etmek maksadı ile başkalarına zarar vermekten veya yok etmekten duyulabilen bir haz şeklidir. 

            Haz almaya duyulan ihtiyaç her insanda ayni ölçüde olmaz. Niteliği veya gereksinim  fazlalığı insandan insana değişir. Ama her şeye rağmen bu ihtiyaçta gereksinim genelde yetersiz   karşılanır veya yetersiz tatmin edilir. Bu bakımdan belki değişik, yeni bir haz kaynağı bulunabilir   ümidi ile insanın devamlı bir arayış içinde olacağı meydandadır. En ideal keyif zarar vermeyen  keyiftir aslında ama, ihtiyacın çok aşırı olması insanı hiç umulmadık yönlere saptırabilir. Bunlar için günahlar, yasaklar, kural dışı yollar son derece cazip ve çok güçlü birer haz kaynağı haline gelebilirler. Özellikle temel arzulara veya doğanın temel yapısına, yabanıl yaşama bağnazca karşı  çıkarak geliştirilen kurallar veya töreler ve bu yönde geliştirilmiş alışkanlıklar insanın bu sapkınlığını daha da körükler. Bu yüzden aşırı mutaassıp  insanlar cinsel konulara hassastırlar. Çok kadınla ilişki kurmak, homoseksüel denemelere teşebbüs etmek, aile içi duyulan sapık  arzular gibi bir çok şey ihtiyaç fazlalığının birer belirtisidirler. Yalnızca yukarıda sıralanmış hazlarla beslenebilen canlının arka, ruhsal penceresinden kişinin geçmişi ile de bağlantılı olması  muhtemeldir. Dolaysı ile, insanın geçmişinin gelmiş ve geleceği etkileyebileceğini de sanmak  gerekir.

            Canlının yönlenmesinde en önemli güdücü genel çerçevede şuursal faaliyetleri elinde tutan onun şuurudur. Canlının arka penceresi ile fiziksel yapısı arasına yerleşik olan bu güdücü  sadece uygunluk hazzı ile beslenir, her ikisinin ihtiyaçlarına uygun gelecek şekilde arzu ve  hedef üretir, uygunluk bulduğu yerlerde de canlıyı yönlendirir. Dolaysı ile şuuru şöylece tanımlayabiliriz; sadece uygunluk hazzı ile beslenebilen, ruhsal ve fiziksel yapının  kullanılmasında ihtiyaçlara uygun arzu ve hedef üretebilen, uygunluk bulduğu yerlerde  yönlendirebilme özelliğine sahip, canlının ruhsal ve fiziksel yapısından soyutlanmış kısmına denir. Yalnız burada şuurun yerleşik bulunduğu seviyesi de ayrı bir önem arz eder. Hayvanlarda şuurun yeri her ikisinin altında, aşağı seviyelerde bulunur. Haliyle böyle bir durumda, her iki  taraftan gelen istek ve uyarıların gereği anında değerlendirilir ve canlı anında o yöne yönlenir. İnsanlarda ise şuurun yeri her ikisi ile de ayni seviyede bulunur. Hafif oynamalarla bazen daha  üste çıkar, iradeyi tamamen eline almış olur ve tam insan olur, bazen de aşağı inerek hayvansal özellikler sergiler.

 

 

 

 

 

                                                       İnsanda  şuur’ un  konumu

 

 

 

                                 İnsanın                                                             İnsanın 

                                 fiziki                            ŞUUR                          ruhsal

                                 yapısı                                                               yapısı

 

 

                             ----------------------------------------------------------------------

 

 

 

 

                                                     Hayvanda şuur’ un konumu

 

 

 

                                Hayvanın                                                           Hayvanın

                                Fiziki                                                                  ruhsal

                                 yapısı                                                                 yapısı

 

 

 

 

                                                                       ŞUUR

 

                               ----------------------------------------------------------------------

 

 

 

 

            Şuuru tek başına ele aldığımızda, çalışma düzeninde onun beş bölümlük bir düzene  girdiğini görebilmekteyiz. En üstte dikkat bölümünü sezinliyoruz. Onun da altında sırası ile alışkanlıklar bölümü, arzular bölümü, beş duyular bölümü ve dip kısım karşımıza çıkmaktadır. Dikkat bölümünün bu alt bölümlerle direkt bağlantıları vardır. Şuur önce kendi dışından gelen uyarılarla harekete geçer. Uyarı şuura iki yoldan girebilir. Biri beş duyular kapısından, diğeri de dip kısımdan. Bedenin beş duyular bölümünden gelen uyarılar, bu bölümde toplandıktan sonra   arzu ve alışkanlık bölümlerinden geçip süzüldükten sonra dikkat bölümüne ulaşırlar. Ruhsal  yapıdan gelen uyarılar ise dip kısımda toplanır. Bunlar da beş duyular, arzu ve alışkanlık bölümlerinden süzüldükten sonra dikkat bölümüne ulaşırlar. Her iki taraftan gelen bu süzülmüş uyarıların dikkat bölümünde uygunlukları ölçülür. Böyle, uygunlukları ölçülmüş bu uyarılar vaad  ettiği haz ölçüsünde şiddet bularak şuurun diğer bölümlerine karışmış olarak aksettirilir.  Alışkanlık bölümüne gelmiş olan karışmış uyarılar alışkanlık haline dönüşmeye başlar. Arzu bölümüne yansımış olanlar yeni bir arzu şekline dönüşür veya uyum kurduğu diğer arzuların gücünü arttırır. Beş duyular bölümüne yansımış karışım ise gerekli işlem için vücudun beş duyu  organlarına gönderilir

 

                                                 Varsayılan  Şuurun  Bölümleri

 

 

 

                                                                 DİKKAT

 

                                                         ALIŞKANLIKLAR

 

                                                               ARZULAR     

 

                 Beden  bağlantısı -------- BEŞ   DUYULAR